30 Aralık 2009 Çarşamba
günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır
2. kürt halkının politik temsiliyetine yapılan saldırılar, bir barış gemisinin daha ka'nın korktuğu gibi batması....
3. barış, kardeşlik laflarını kimseye kaptırmayıp da kürt halkına bir daha bu iki halk arasındaki kardeşlik umutlarını toptan rafa kaldıracak sinme politikalarını barış diye dayatanlara masanın altından bacak sürten solcular....
a. samuel yazmıştı, kürtlere akıl verme komiteleri..
b.faşistinden ulusalcısına, sosyalistinden sol liberaline kadar hepsinden alt metni "bir kürt asla eşit olamaz bir türk'e" önyargısı olan kitle tahlilleri, politik tespitler, stratejik hesaplar.
4. bunlar ve bunlar. bir yandan her yerde ellerinde telsiz, ceplerinde silah, siyah arabalardan inen takım elbiseli adamlar var. ve bu adamlar ve başka uzantıları kürtçe şarkı söyledin diye ve hatta sadece canı sıkıldı diye çekip vurabilirler seni. sadece seni değil bahçesinde oynayan kürt çocuklarını da. öyle istedi diye...belki korktu diye. ..belki korkacak birşeyi olmadığı için.
5. bir yandan ışıl ışıl, rengarenk insanlarla dolu dünya. hedy epstein 85 yaşında yahudi bir kadın, hayatı boyunca faşizm ve ayrımcılığa karşı savaşmış; bugün de gazzeliler için açlık grevinde...bugün yüzlerce kürt olmayan türkiyeli, kürt kardeşlerine omuz vermek için bdp üyesi olacaklar...belki de bu elele verme düne dek savaşın malzemesi olmuş insanların bugün barışın öncüsüne dönüşmesine yol açacak.
6. bugünü doğru yaşamanın ve ütopyaları bugünden kurma çabasının harekete dönüşmeye başladığı bir çağdayız. ışıl ışıl bir ekranın ardından tüm olanları ve olasılıkları görebiliyoruz belki de ondandır.
7. sağolasın walter benjamin. şimdiki zaman kayıp giderken tutunmanın yasalarını öğrettiğin için.
8. peki şimdiki zamanın kayıp gitmesinden hüzün duymamayı kimden öğreneceğiz? (öğrenilmez yaşanır mı yoksa, yoksa bu da kedilerine eşeleme hareketi gibi bir "türe özgü davranış" mı?)
9. ben öğrenemedim orası kesin...bazıları daha kolay öğreniyor. genetik olabilir bu öğrenme yeteneği, kardeşim de öğrenemedi çünkü. hala dünde yitip gitmiş nesne ve imgeler topluyoruz ikimiz de.
10. öğrenmek çok matah bişey mi diye düşünüyor insan bunu ilk fark ettiğinde ama işte tam da ka'nın hediyesinde söylediği gibi "tanıdığım herkes hala hayattaydı" cümlesini kurmak da geri dönüşsüz bir kopuşa yol açıyor. ilk cenazeye katılma yaşı ile olgunluk arasında ters bir korelasyon olmalı, insan 28 yaşına gelmiş de hala ailesindeki insanların ölümsüz olduğunu sanmışsa bunu fark ettiğinde bi tuhaf oluyor.
11. hem sonra doğa da, toplum da hiç iyi davranmıyor açıkçası insana, yüzyıllardır doğayı sömüren bir sisteme onay vermiş olmanın bedelini fiziksel, insanları sömüren bir sisteme onay vermenin bedelini ise bitmek tükenmez psikolojik aksamalarda bir güzel ödüyoruz, görün bakın kızılderililer haklı çıkmadı mı?
12. gerçi bunu derken bir taraftan insanlığın doğayı anlamak konusunda atmış olduğu adımları görmezden geldiğimin de farkındayım, ortalama insan ömrünün uzaması falan filan işte. "amansız hastalık"tansa "H1N1"virüsünden ölüyoruz artık, bu bile bişeydir.
13. cümlenin içinde ölüm varsa geri kalan tüm kelimeler "hiçbirşey"dir.
14. bu aralar bir "savaş" iki "hastalık" gündemi var, ikisinin de yolu ölümlere çıkıyor. artık kötü hastalıkların teşhisleri konulabiliyor benim arkadaşlarıma da.
15. şu geçirdiğim grip azılı bir domuz gribi olabilir ve belki ben de "sapasağlamdı ama öldü" başlığı altında bir gazete haberi olabilirim. düşünürken afakanlar bassa da bu hepimizin başına gelebilir. hatırlatmak da bana mı düştü? hatırlamadan yaşayınca insan kendini şapşal hissedebiliyor sonrasında da o yüzden yani...
16. pavlov deneylerini yaparken asistanlarından biri bolşevik devrimini haber vermiş, pavlov "böyle abuk subuk haberlerle benim çalışmamı bölmeyin" diyerek kovmuş adamı...bu çağda bu memlekette desin bakalım bunu pavlov efendi? "projeniz onaylanmamıştır" diye bi zarf alıversin bakalım rektörlükten, fareyi karşılarız ama köpeği karşılayamayız falan dese bütçe insanları pavlova.
17. bilim burda her zaman politikadır, çoğunlukla da psikoloji...
-bu deneydeki kullanılacak malzemeler ve oda sayısı yeterliliği açısından x labaratuarının uygun olduğunu düşündüm.
-orda yapamazsın deneyini
-neden?
-çünkü ben ordaki hocayla kavgalıyım.
hahahaa. bu diyalogun böyle olduğunu mu sandınız hakkaten? ilk cümleden sonrası "katiyyen sorma bile böyle birşey, unut o işi" gibi bir otorite yansıttı üstüme pek sevgili antifaşist hocacım.
18. 60 fareyi öldürdükten sonra aynı insan olacak mıyım onu merak ediyorum.
19. haftalardır labaratuar ve dünya arası gidip gelen düşüncelerim gece yatağa yattığımda ve bir de ka'nın hediyesini alınca üzerindeki yasağı tam kaldırmadığım "ben" bölgesine uğradı.
20. güle güle boncukkedi. bir kedi cenneti varsa benim kediciklerime selam söyle oldu mu, hem oynarsınız da belki hep birlikte...
17 Kasım 2009 Salı
ellis'e iade-i itibarım
14 Kasım 2009 Cumartesi
rüya V
8 Kasım 2009 Pazar
herkes kendi yatağında...
31 Ekim 2009 Cumartesi
26 Ekim 2009 Pazartesi
off we go...
A LAS BARRICADAS...
no doxa!
nothing we can talk of can reach beyond the boundaries of our images. But exactly are the process of those images which act in and even change the physical environment?
There we need the help of Spinoza to help us assume that nothing we can know of are more than piles of proteins synthesized and stored in brain. bunch of chemical and physical causality twisted in many levels and maintains selection for it is beneficial for all levels of substance. You are attributing fear to events because your neural processes fire differently at that time causing a protein synthesis. Your fear may become extinct through different processes which will eventually result in a better image of your self. What we refer to as substances, attritutes and modes are different mental representations through our very own subjectivism and led by the same course of nature however categorized under different paradigms in every sense. Commensurability is essential for an integration of all our knowledge on all courses of nature.
But are we sure that those processes are nomological and deterministic. Our consciousness floats in time in its own movement where we look at and see "evolution". It has taken millions of years for human understanding to come to realize the significance of time over substance in all levels.
Let's see where consciousness leads us?
Or can we lead it?
24 Ekim 2009 Cumartesi
LİMİTS
BUT THE BASIC PROBLEMATIC ABOUT CONSCIOUSNESS IS ITS CAUSALITY WITH PHYSICAL EVENTS SINCE CAUSALITY IMPLIES DETERMINISM AND NOMOLOGY. HOWEVER SOME FUNCTIONS OF MIND SUCH AS CHOICE IS ANOMAL.
MAYBE CONSCIUSNESS IS JUST A POSSIBLE PARADOX SCIENCE TELLS US THAT EVERYTHING IS POSSIBLE AND UNUSUAL. PARADOXES EXIST IN NATURE, RIGHT? OR ARE THEY ONLY CONCEPTUAL AND IMAGINARY? OR THAT THEY LEAD US TO DOORS THAT LANGAUGE AND DISCOURSE IS THE PANDORA BOX OF ALL THE INCONSISTENCY GOING ON AROUND HERE?
THE ASSUMPTED SOLUTION TO THE QUESTION IS A MENTAL PROCESS AIMED AT "EXPLAINING" ITSELF. BY THE WAY CONSCIOUSNESS REALLY SUCKS IN GRASPING THE REALITY OF NATURE AS DISPUTED BY MANY INTELLIGENT PEOPLE. SO WHY ARE WE ANTICIPATING OUR MINDS AT THIS GIVEN TIME TO FIGURE OUT THIS PARADOX WHICH IS ABOUT ITSELF? WE WOULDN'T HAVE THE PROBLEM IN THE FIRST PLACE IF OUR MINDS HAD THE CAPACITY TO SOLVE IT.
BUT AS I HAVE TOLD BEFORE CONSCIOUSNESS FLOATS IN TİME. AND WE DON'T KNOW WHAT OTHER TIMES WILL BRING.
23 Ekim 2009 Cuma
resistance is everywhere, everyday
22 Ekim 2009 Perşembe
poincaire'den
"The scientist does not study nature because it is useful; he studies it because he delights in it, and he delights in it because it is beautiful. If nature were not beautiful, it would not be worth knowing, and if nature were not worth knowing, life would not be worth living. Of course I do not here speak of that beauty that strikes the senses, the beauty of qualities and appearances; not that I undervalue such beauty, far from it, but it has nothing to do with science; I mean that profounder beauty which comes from the harmonious order of the parts, and which a pure intelligence can grasp."
20 Ekim 2009 Salı
save yourself, don't leave the house
pass it along by word of mouse
save the world, don't leave the house
because a virtual office in a virtual home
means you'll never have to drive through the wrong part of town
pass it along by word of mouse
save the world, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
where do you want to go today?
somewhere you could never take me
pass it along, pass it along
so here's your final resting place
your heaven is protected by security gates
shut out the world, it's getting worse
save yourself, don't leave the house
because a happy future is a thing of the past
and there's always another repeat (repeat)
shut out the world, it's getting worse
save yourself, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
where do you want to go today?
somewhere you could never take me
brave new world population one
just pass it along...
19 Ekim 2009 Pazartesi
o çocuklar
27 Eylül 2009 Pazar
empathy?
14 Eylül 2009 Pazartesi
the answer precedes the question
demiş ram dass. aşağıdaki alıntı ise foucault'ya ait
"I don't feel that it is necessary to know exactly what I am. The main interest in life and work is to become someone else that you were not in the beginning . If you knew when you began a book what you would say at the end, do you think that you would have the courage to write it? What is true for writing and for a love relationship is true also for life. The game is worthwhile insofar as we don't know what will be the end. My field is the history of thought. Man is a thinking being."
alpert subjektif görünümlü genellemesini, foucault genelleme görünümlü subjektif gerekçelendirmesini yaparken kübiğinden seslenen J olaya şöyle bir pratik çözüm getirdi
"if the main interest is to become someone elseshould you know exactly what you are
3 Eylül 2009 Perşembe
essence of life
iğde ağacına tırmanıp tüm ceplerini iğde doldurur, bir dağ başında bir dereden su içer gibi insan etine saldırıyorlar...bizim neyi estetik veya hoş kokulu bulduğumuz umurlarında bile değil.
babamın ve annemin sömürülerek veya başkalarını sömürerek kazandığı para cebimdeyse
en az iki günde bir markete gidiyorum. başkalarının öldürdüğü başka canlıları o parayla satın alıyorum. eve gelip günden güne tükenen suda yıkıyorum...bazen de aynı parayla çevremdeki yaşamın birazını yoketmek için başka birilerinin labaratuarda ürettiği bileşikleri alıyorum...
ama zaten biz hepimiz böyle yapıyoruz ve bunu hepimiz yapıyor olduğumuz için ne yaptığımızı fark etmiyoruz..kangren bakterilerinden daha pisiz.
27 Ağustos 2009 Perşembe
oliver sacks
1 Ağustos 2009 Cumartesi
29 Temmuz 2009 Çarşamba
hoşçakal güzelim...
Yaşamın bir hak değil rastlantı olması ne kadar kötü bir gerçek. Eğer böyle olmasaydı o yaşardı. Çünkü yaşamayı hak eden biriydi. Güzellikleri takdir edebilen, zihnini ve ruhunu değiştirmekten korkmayan, düşüncelerinin gerektirdiği adımları cesaretle atabilen insanlar yaşamın hakkını veren insanlardır. Duygu bu insanlardandı.
Bir gece yarısı denizi izlemekle yetinmeyip kendini çırılçıplak yüzmeye bıraktığında kimse şaşırmadı.
“Duygu işte…” Onu tanıyan herkes en az bir kez gülümsedi. Duygu bir eylem yapmadı, bir şeyleri protesto etmek için soyunmadı, kimseye bir şey kanıtlamaya çalışmadı. O sadece “öyle istedi” ve “öyle yaptı”. Karşısında polisleri ve kameraları bulduğunda bir Bertolucci karakteri gibi en ufak bir tereddüt göstermeden, kendini saklamadan, telaşa düşmeden, utanmadan çırılçıplak ayakta durdu.
“Siz üzerindeki bu giysiler olmadan insan değil misiniz?”
O giysilerin arkasına saklanıp cinayet işleyenler, işkence yapanlar, tecavüz edenler yine o giysilerin arkasına saklanıp tüm bunlar yüzünden kahraman ilan edilenlerin çoğu gerçek bir çıplak bir kadını ancak para, nikah ya da şiddet yoluyla görebilirler. Bu üçünü birden kullansalar bile tırnağına dokunamayacakları bu kadının çıplaklığını, üstelik de çıplaklığından utanmamasını açıklamak için başka bir kategori lazımdı. “Gerekirse seni tedavi de ettiririz.” Öyle ya eski bir numaradır bu; kelepçe olmazsa deli gömleği…Herkesi hapsedecek bir yer, herkesi tıkacak bir kategori bulunur elbet.
Elbette ki bayağılık, çiğlik, çirkinlik saçarak çarklarını döndürenler bu fırsatı kaçırmadılar. Onlar için “Çıplak bir kadın” asla sadece çıplak bir kadın olmadı çünkü tıklanacak memeler, resim altına yapılacak yorumlar dolaylı da olsa para demektir. Bu salyaların ölüm karşısında bile zerre kadar saygıyı esirgemek bir yana daha da çok saçılması, o resimlerden dolayı kaybettikleri onca davadan hiç bahsetmeyip basmakalıp bir “alkolik, ilgi yoksunu, kişilik sorunları olan kayıp genç” stereotipi çizme çabası ve yine o resimler, mutlaka o resimler.
“Ben özgürüm”
Demişti di mi? Dün o resimlerin altına “özgürsen ben de sana tecavüz etmekte özgürüm o zaman” yazarak yorum yaptığını sananlar, bugün “kendi düşen ağlamaz” diyerek metafor parçalıyorlar. İçinde iyiden güzelden yana bir kırıntı bile olmayanların özgürlüğü sadece kötülüğün serbest kalmasıdır. Ne adaletsiz ki onlar yaşamaya tüm çirkinlikleriyle devam ediyorlar.
“Bir insanın giysilerini çıkarması bu kadar mı sorun olur?”
Giysilerinden başka bir şeyi olmayanlar için olur işte. Kurallarını, yasalarını, düzenlerini tüm çürümüşlüğü ve akıl dışılığıyla olduğu gibi koruma saplantısında olanlar için olur. Ve o zaman üniformalara karşı çıplaklık, çirkinliğe karşı güzellik, çürümüşlüğe karşı tazelik, katılığa karşı değişim, korkuya karşı cesaret, somurtkanlığa karşı coşku, yasaklara ve kurallara karşı ise doludizgin yaşam olur. Ancak o zaman bir çıplak kadın, “sadece bir çıplak kadın” olur.
Tüm çıplaklığın, cesaretin, yeteneğin, güzelliğin, coşkunla, o güzel aklınla, yürekli yüreğinle yaşamayı sonuna kadar hak ediyordun sen. Ne kadar iddiasız, ne kadar da mütevaziydin bunca değer taşıyor olmana karşın. Ardından herkes söz birliği etmiş gibi “kendinden başka kimseye zararı dokunmadı ” dedi. Hafızamı zorladım ve incittiğin, kızdırdığın kimseyi hatırlamadığımı fark ettim. İncinmekten, yaralanmaktan, değişmekten korkmadan ama kimseyi incitmeden kucakladığın yaşama o kadar yakışıyordun ki birçoğumuz ölümünün gerçekliğini hala kavrayamıyoruz.
Ama dünya dönmeye devam edecek. Bir gün gelecek ve artık ağlamayacağız. Hepimiz kredi kartı ekstresi öder olduk, kimimiz birilerini işten çıkardı, bazılarımız kendimizi daha büyük toplamlar üzerinden var etmeye çalıştı. Aynada kırışıklarımızı saydık, bazılarımız her sabah tartıldık, düzenli ilaçlar kullanmaya başladık. İnanmadıklarımıza inanmaya, inandıklarımıza inanmamaya ama hep daha az inanmaya başladık. Bazılarımız aramaya, bazılarımız bulduğumuzu sanmaya devam ettik. Her gün biraz daha ciddi, daha soğuk, daha mutsuz, daha yorgun bir ortalamaya düştük. Değişmeye, dönüşmeye, düşmeye, çıkmaya, uğraşmaya, çalışmaya, bıkmaya, belki daha az ağlamaya ama mutlaka daha az gülmeye devam edeceğiz.
Kimimiz birazcık daha, kimimizse biraz daha uzun süre boyunca yaşlanacağız. Ama sen hep 27 yaşında kalacaksın, kimimizin aklında simsiyah saçlı bembeyazlığınla, kimimizin aklında sahnede upuzun sarı saçlarınla ama her zaman böyle gencecik, böyle yürekli, böyle coşku dolu, böyle yaşama hazır, böyle yaşama yakışan halinle. Ama zaten sen hep böyle kalacaktın… belki seni tanımayan kimse inanmaz buna ama öyle kalacaktın.