şimdi takip eden herkesten(sayıyla 2) özür dileyerek sosyololojik bir tespit uğruna sizi şiddete maruz bırakacağım. bunun etik sorumluluğunu almaktansa suçu 80'lerde emekçi mahallelerindeki çocukların soba kurumu, istiklal marşıyla açılan trt kurumu, rutubetten küflenmiş aile kurumu ve yüksek doz militarizm ve turgut özal'a kapuska eşliğinde maruz bırakıldığı küçük salonlara atacağım lakin aşağıda görüntülerini paylaştığım bu cinayet orada gerçekleşti.
"dıt dıt dıt dıt...saat sekiz" diye başlayan haberler bu idamı haber verdiklerinde annemle babam salonun iki ayrı kapısından içeri girip haberi ayakta dinlediler sonra bütün gece ikisinin de ağzını bıçak açmadı. o gün kurşuna dizilmesini izlediğimiz bu adamın fonetik uyumu çok hoş olan ismi bir haftadır o ekranın ve benim düşüncelerimin "kötü adam" kadrosunda yer alıyordu. her ne kadar bir insanın karısıyla beraber öldürülüp de cesedinin karadenize atılması fikri beni ürpertse de buna dünya böyle kötü insanlarla doluyken hiç kimseye bir kötülük yapmamalarıyla gurur duyduğum annem ve babamın üzülmesi bundan 6-7 yıl sonrasına kadar anlayabileceğim birşey olmayacaktı. ama o gece bunu düşündüğümde annemle babamın kendi aralarında oynadıkları bir oyunun kuralı gereği böyle davranıyor olduklarına karar vermiştim.
artık nikolay ve elana'nın tüm dünyanın gözü önünde bir duvar dibinde kurşunlanıvermesinin üzerinden 20 yıl geçtikten sonra artık annemle babamın bu iki insanın cesedinde can çekişen reel sosyalizme üzülmüş olduğunu anlayabiliyorum.
ama bu reel sosyalizm...bu her zaman biraz netameli. aklı sosyalizme uğramış olan hepimiz için farklı tutumlar aldığımız bir eski sevgili gibi. hala aşık olanlarımız da var, adını anmak istemeyenlerimiz de. ..ama bir sürü pişmanlık ve hep keşke dediğimiz.
2 Ocak 2010 Cumartesi
30 Aralık 2009 Çarşamba
günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır
1. Tek çıkış umutlarıyla aralarına duvar çekilen gazzelilerin yitirdiği ölüler artık burda senin dumanaltı salonunda...
2. kürt halkının politik temsiliyetine yapılan saldırılar, bir barış gemisinin daha ka'nın korktuğu gibi batması....
3. barış, kardeşlik laflarını kimseye kaptırmayıp da kürt halkına bir daha bu iki halk arasındaki kardeşlik umutlarını toptan rafa kaldıracak sinme politikalarını barış diye dayatanlara masanın altından bacak sürten solcular....
a. samuel yazmıştı, kürtlere akıl verme komiteleri..
b.faşistinden ulusalcısına, sosyalistinden sol liberaline kadar hepsinden alt metni "bir kürt asla eşit olamaz bir türk'e" önyargısı olan kitle tahlilleri, politik tespitler, stratejik hesaplar.
4. bunlar ve bunlar. bir yandan her yerde ellerinde telsiz, ceplerinde silah, siyah arabalardan inen takım elbiseli adamlar var. ve bu adamlar ve başka uzantıları kürtçe şarkı söyledin diye ve hatta sadece canı sıkıldı diye çekip vurabilirler seni. sadece seni değil bahçesinde oynayan kürt çocuklarını da. öyle istedi diye...belki korktu diye. ..belki korkacak birşeyi olmadığı için.
5. bir yandan ışıl ışıl, rengarenk insanlarla dolu dünya. hedy epstein 85 yaşında yahudi bir kadın, hayatı boyunca faşizm ve ayrımcılığa karşı savaşmış; bugün de gazzeliler için açlık grevinde...bugün yüzlerce kürt olmayan türkiyeli, kürt kardeşlerine omuz vermek için bdp üyesi olacaklar...belki de bu elele verme düne dek savaşın malzemesi olmuş insanların bugün barışın öncüsüne dönüşmesine yol açacak.
6. bugünü doğru yaşamanın ve ütopyaları bugünden kurma çabasının harekete dönüşmeye başladığı bir çağdayız. ışıl ışıl bir ekranın ardından tüm olanları ve olasılıkları görebiliyoruz belki de ondandır.
7. sağolasın walter benjamin. şimdiki zaman kayıp giderken tutunmanın yasalarını öğrettiğin için.
8. peki şimdiki zamanın kayıp gitmesinden hüzün duymamayı kimden öğreneceğiz? (öğrenilmez yaşanır mı yoksa, yoksa bu da kedilerine eşeleme hareketi gibi bir "türe özgü davranış" mı?)
9. ben öğrenemedim orası kesin...bazıları daha kolay öğreniyor. genetik olabilir bu öğrenme yeteneği, kardeşim de öğrenemedi çünkü. hala dünde yitip gitmiş nesne ve imgeler topluyoruz ikimiz de.
10. öğrenmek çok matah bişey mi diye düşünüyor insan bunu ilk fark ettiğinde ama işte tam da ka'nın hediyesinde söylediği gibi "tanıdığım herkes hala hayattaydı" cümlesini kurmak da geri dönüşsüz bir kopuşa yol açıyor. ilk cenazeye katılma yaşı ile olgunluk arasında ters bir korelasyon olmalı, insan 28 yaşına gelmiş de hala ailesindeki insanların ölümsüz olduğunu sanmışsa bunu fark ettiğinde bi tuhaf oluyor.
11. hem sonra doğa da, toplum da hiç iyi davranmıyor açıkçası insana, yüzyıllardır doğayı sömüren bir sisteme onay vermiş olmanın bedelini fiziksel, insanları sömüren bir sisteme onay vermenin bedelini ise bitmek tükenmez psikolojik aksamalarda bir güzel ödüyoruz, görün bakın kızılderililer haklı çıkmadı mı?
12. gerçi bunu derken bir taraftan insanlığın doğayı anlamak konusunda atmış olduğu adımları görmezden geldiğimin de farkındayım, ortalama insan ömrünün uzaması falan filan işte. "amansız hastalık"tansa "H1N1"virüsünden ölüyoruz artık, bu bile bişeydir.
13. cümlenin içinde ölüm varsa geri kalan tüm kelimeler "hiçbirşey"dir.
14. bu aralar bir "savaş" iki "hastalık" gündemi var, ikisinin de yolu ölümlere çıkıyor. artık kötü hastalıkların teşhisleri konulabiliyor benim arkadaşlarıma da.
15. şu geçirdiğim grip azılı bir domuz gribi olabilir ve belki ben de "sapasağlamdı ama öldü" başlığı altında bir gazete haberi olabilirim. düşünürken afakanlar bassa da bu hepimizin başına gelebilir. hatırlatmak da bana mı düştü? hatırlamadan yaşayınca insan kendini şapşal hissedebiliyor sonrasında da o yüzden yani...
16. pavlov deneylerini yaparken asistanlarından biri bolşevik devrimini haber vermiş, pavlov "böyle abuk subuk haberlerle benim çalışmamı bölmeyin" diyerek kovmuş adamı...bu çağda bu memlekette desin bakalım bunu pavlov efendi? "projeniz onaylanmamıştır" diye bi zarf alıversin bakalım rektörlükten, fareyi karşılarız ama köpeği karşılayamayız falan dese bütçe insanları pavlova.
17. bilim burda her zaman politikadır, çoğunlukla da psikoloji...
-bu deneydeki kullanılacak malzemeler ve oda sayısı yeterliliği açısından x labaratuarının uygun olduğunu düşündüm.
-orda yapamazsın deneyini
-neden?
-çünkü ben ordaki hocayla kavgalıyım.
hahahaa. bu diyalogun böyle olduğunu mu sandınız hakkaten? ilk cümleden sonrası "katiyyen sorma bile böyle birşey, unut o işi" gibi bir otorite yansıttı üstüme pek sevgili antifaşist hocacım.
18. 60 fareyi öldürdükten sonra aynı insan olacak mıyım onu merak ediyorum.
19. haftalardır labaratuar ve dünya arası gidip gelen düşüncelerim gece yatağa yattığımda ve bir de ka'nın hediyesini alınca üzerindeki yasağı tam kaldırmadığım "ben" bölgesine uğradı.
20. güle güle boncukkedi. bir kedi cenneti varsa benim kediciklerime selam söyle oldu mu, hem oynarsınız da belki hep birlikte...
2. kürt halkının politik temsiliyetine yapılan saldırılar, bir barış gemisinin daha ka'nın korktuğu gibi batması....
3. barış, kardeşlik laflarını kimseye kaptırmayıp da kürt halkına bir daha bu iki halk arasındaki kardeşlik umutlarını toptan rafa kaldıracak sinme politikalarını barış diye dayatanlara masanın altından bacak sürten solcular....
a. samuel yazmıştı, kürtlere akıl verme komiteleri..
b.faşistinden ulusalcısına, sosyalistinden sol liberaline kadar hepsinden alt metni "bir kürt asla eşit olamaz bir türk'e" önyargısı olan kitle tahlilleri, politik tespitler, stratejik hesaplar.
4. bunlar ve bunlar. bir yandan her yerde ellerinde telsiz, ceplerinde silah, siyah arabalardan inen takım elbiseli adamlar var. ve bu adamlar ve başka uzantıları kürtçe şarkı söyledin diye ve hatta sadece canı sıkıldı diye çekip vurabilirler seni. sadece seni değil bahçesinde oynayan kürt çocuklarını da. öyle istedi diye...belki korktu diye. ..belki korkacak birşeyi olmadığı için.
5. bir yandan ışıl ışıl, rengarenk insanlarla dolu dünya. hedy epstein 85 yaşında yahudi bir kadın, hayatı boyunca faşizm ve ayrımcılığa karşı savaşmış; bugün de gazzeliler için açlık grevinde...bugün yüzlerce kürt olmayan türkiyeli, kürt kardeşlerine omuz vermek için bdp üyesi olacaklar...belki de bu elele verme düne dek savaşın malzemesi olmuş insanların bugün barışın öncüsüne dönüşmesine yol açacak.
6. bugünü doğru yaşamanın ve ütopyaları bugünden kurma çabasının harekete dönüşmeye başladığı bir çağdayız. ışıl ışıl bir ekranın ardından tüm olanları ve olasılıkları görebiliyoruz belki de ondandır.
7. sağolasın walter benjamin. şimdiki zaman kayıp giderken tutunmanın yasalarını öğrettiğin için.
8. peki şimdiki zamanın kayıp gitmesinden hüzün duymamayı kimden öğreneceğiz? (öğrenilmez yaşanır mı yoksa, yoksa bu da kedilerine eşeleme hareketi gibi bir "türe özgü davranış" mı?)
9. ben öğrenemedim orası kesin...bazıları daha kolay öğreniyor. genetik olabilir bu öğrenme yeteneği, kardeşim de öğrenemedi çünkü. hala dünde yitip gitmiş nesne ve imgeler topluyoruz ikimiz de.
10. öğrenmek çok matah bişey mi diye düşünüyor insan bunu ilk fark ettiğinde ama işte tam da ka'nın hediyesinde söylediği gibi "tanıdığım herkes hala hayattaydı" cümlesini kurmak da geri dönüşsüz bir kopuşa yol açıyor. ilk cenazeye katılma yaşı ile olgunluk arasında ters bir korelasyon olmalı, insan 28 yaşına gelmiş de hala ailesindeki insanların ölümsüz olduğunu sanmışsa bunu fark ettiğinde bi tuhaf oluyor.
11. hem sonra doğa da, toplum da hiç iyi davranmıyor açıkçası insana, yüzyıllardır doğayı sömüren bir sisteme onay vermiş olmanın bedelini fiziksel, insanları sömüren bir sisteme onay vermenin bedelini ise bitmek tükenmez psikolojik aksamalarda bir güzel ödüyoruz, görün bakın kızılderililer haklı çıkmadı mı?
12. gerçi bunu derken bir taraftan insanlığın doğayı anlamak konusunda atmış olduğu adımları görmezden geldiğimin de farkındayım, ortalama insan ömrünün uzaması falan filan işte. "amansız hastalık"tansa "H1N1"virüsünden ölüyoruz artık, bu bile bişeydir.
13. cümlenin içinde ölüm varsa geri kalan tüm kelimeler "hiçbirşey"dir.
14. bu aralar bir "savaş" iki "hastalık" gündemi var, ikisinin de yolu ölümlere çıkıyor. artık kötü hastalıkların teşhisleri konulabiliyor benim arkadaşlarıma da.
15. şu geçirdiğim grip azılı bir domuz gribi olabilir ve belki ben de "sapasağlamdı ama öldü" başlığı altında bir gazete haberi olabilirim. düşünürken afakanlar bassa da bu hepimizin başına gelebilir. hatırlatmak da bana mı düştü? hatırlamadan yaşayınca insan kendini şapşal hissedebiliyor sonrasında da o yüzden yani...
16. pavlov deneylerini yaparken asistanlarından biri bolşevik devrimini haber vermiş, pavlov "böyle abuk subuk haberlerle benim çalışmamı bölmeyin" diyerek kovmuş adamı...bu çağda bu memlekette desin bakalım bunu pavlov efendi? "projeniz onaylanmamıştır" diye bi zarf alıversin bakalım rektörlükten, fareyi karşılarız ama köpeği karşılayamayız falan dese bütçe insanları pavlova.
17. bilim burda her zaman politikadır, çoğunlukla da psikoloji...
-bu deneydeki kullanılacak malzemeler ve oda sayısı yeterliliği açısından x labaratuarının uygun olduğunu düşündüm.
-orda yapamazsın deneyini
-neden?
-çünkü ben ordaki hocayla kavgalıyım.
hahahaa. bu diyalogun böyle olduğunu mu sandınız hakkaten? ilk cümleden sonrası "katiyyen sorma bile böyle birşey, unut o işi" gibi bir otorite yansıttı üstüme pek sevgili antifaşist hocacım.
18. 60 fareyi öldürdükten sonra aynı insan olacak mıyım onu merak ediyorum.
19. haftalardır labaratuar ve dünya arası gidip gelen düşüncelerim gece yatağa yattığımda ve bir de ka'nın hediyesini alınca üzerindeki yasağı tam kaldırmadığım "ben" bölgesine uğradı.
20. güle güle boncukkedi. bir kedi cenneti varsa benim kediciklerime selam söyle oldu mu, hem oynarsınız da belki hep birlikte...
17 Kasım 2009 Salı
ellis'e iade-i itibarım
gün gelip de anarşizan bir çabanın altından kognitif davranışçı terapinin en eski yaklaşımının çıkacağını rüyamda görsem inanmazdım.
gerçekçi ve rasyonel olmayan bir ruh halinden kurtulmanın yolunu bulmaya çalışırken ellis'i yeniden keşfetmek düşüncenin bir cilvesi olsa gerek. ya da dünyanın...neyse düşündüğüm yöntem şuydu
1. yazmak. kimsenin okumayacağını bilerek olduğu gibi yazmak.
2. sürekli yazdığını okumak ve düzeltmek.
burdaki asıl çaba şu; devrik cümleleri ve irrasyonel çıkarımları ayıklamak.
bu sürekli rekonstruksiyon sonucu en büyülü şeyler bile renksizleşiyor, o büyünün kafasından vazgeçmeye hazır olmadan girişmemek gerekiyor bu iş. ya da girişsen de fayda etmiyor zaten bunu yapacak motivasyonun olmuyor.
14 Kasım 2009 Cumartesi
rüya V
bir zamanlar üyesi olduğum partide az konuşulur, çok iş yapılırdı. örgüt denen şeyin nasıl birşey olması gerektiğine kafa yormuş olan herkes bilir ki bu etkin ama geriletici bir tarzdır. zaten çok gerilemeden kaçtım, onlar gerilemeye devam ettiler. en son kemalist bir yatakta threesome için birilerini daha kandırma peşindelerdi, bi de bayrak derler bazı bazı, vatan falan, sık sık emperyalizm ve satır aralarında binlerce kere ulus devlet. Ama hep devlet, hep iktidar, ağababalarına her daim konfor, kitlelere konformizm.
dün rüyamda onlar vardı, parti ise kocaman bir bardı. sonradan nasıl olduğunu kimsenin anlamadığı bir şekilde parti başkanı yaptıkları yoldaşım (kalbimde bir yerlerde hala yoldaşımdır) barın kapısında duran gözleri uykusuzluktan kaymış bir bodyguarddı halbuki o adamın ne olursa olsun yorgun göründüğüne uyukladığına şahit olmuş değilim, dedim ya severim kendisini. halen onların kimliğini cüzdanımda taşıdığım zamanlarda bir sevgilim vardı onun da cüzdanında bir adet amblemli kimlik vardı ama o sevmezdi bu sonradanbaşkanolmuşyoldaşımı...sonradan başkanolmuşyoldaşım da ondan hiç hazetmezdi, hatta galiba onunla sevgili olduğum zamanlardan benden de...20li yaşlarını sürüyordu herkes, böyle şeyler olur ergenlikte.
işte o bara o eski sevgilinin ablasıyla gittim. (kendisinden birkaç yıldır, ablasından da tanıdığımdan beri hiç hazetmemekteyim bu arada bunu söylemem lazım) sonradanbaşkanolmuşyoldaşımla bir masaya oturduk, mutsuz olduğunu anlatıyordu adam ablaya, "öldürdüğüm kızımızın laneti üstümde" diyordu ve gerçekten de çok mutsuz ve hatta kahrolmuş görünüyordu. onları yalnız bırakmam gerekiyordu (ahlaki olarak) ama başka bir ahlak meleği de doğru olmayan birşeyler döndüğünü söylüyordu çünkü gerçekte bu ikisinin arasında birşeyler geçmediği gibi, o kürtaj hikayesinin de ne kadar başka bir hikaye olduğunu hem gerçekte hem rüyada çok iyi biliyordum. onları yalnız bıraktım sonunda ve barı(partiyi) gezmeye başladım. bir salonda mk toplantısı yapılıyordu, oraya girdim, ne de olsa bar, gizlilik güvenlik ayağı çekmediler bana. herşey eskiden nasılsa öyleydi, şimdi ismini unuttuğum insanlar falan ama gariptir yaşlanmışlardı. 5 yıl içinde eskimişlerdi gerçekte olması gerektiği gibi. "eşyaları toz kaplıyor insanları yaşlılık" diye düşündüm, söyledim de galiba bunu onlara.
masaya geri dönerken birbirine bağıran çağıran insanlara rastladım ki bu o örgütün geleneği gibi bişeydir, üstler astlarına bağırır durur habire (düşündükçe öfkeleniyorum)
sonra olmazolasıca ablayla birlikte dışarı çıktık, sabaha karşı istiklaldeydik ve o bana kardeşine ne hediye alacağını soruyordu. "saat al" dedim ve hatta saati tarif ettim, simsiyah bi saat. "niye yalan söyledin o çocuğa?" diye sorduysam da cevap vermedi bomboş istiklal caddesinin karanlığında kayboldu.
8 Kasım 2009 Pazar
herkes kendi yatağında...
insanın başına her gün gelmeyecek, hatta bazı insanların hayatına ömürleri boyunca uğramayacak bir duygu halinden, karmaşadan geçiyorsan anlatmamalısın çünkü söz "yalan"dır her zaman. o asla bir pipo değildir ama bazen bir pipo sadece bir pipodur.
anlatmamalısın ve zaten senin imgeleminde kurgulanmış birşeye başka imgelemler katmamalısın, üstelik de tüm ilişkilerin bir yönelimi, ilişkideki tüm tarafların birbirine karşı bir konumu vardır ve birçoğumuz da bunları her duruma göre esnetecek kadar açık zihinlere sahip değiliz.
hikayeni kendin bütünle...kendi nehrini kendin çağlat.
31 Ekim 2009 Cumartesi
26 Ekim 2009 Pazartesi
off we go...
görüyorsun ki artık hayat seni en beklemediğin yerlerde bile direnişe çağırıyor. bakmayı bilirsen her yerde bir direniş olasılığı, herkeste sadece direnmekle tatmin olacak bişeyler var.
A LAS BARRICADAS...
--FARMAKOLOJİ VE NÖROLOJİ DİRENİŞ CEPHELERİDİR.
--BİLİNCİNİ KULLANABİLEN İNSAN BİLİNCİNİ DEĞİŞTİREBİLEN İNSANDIR (HEMEN ÖZNE..HEMEN!)
--BİLİNCİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN BİLİNCİN BİLGİSİNE SAHİP OLMAK ELZEMDİR.
no doxa!
Nothing we can perceive of our environment is a direct grasps full reality, what we perceive is a twisted understanding of a limited access to reality.
nothing we can talk of can reach beyond the boundaries of our images. But exactly are the process of those images which act in and even change the physical environment?
There we need the help of Spinoza to help us assume that nothing we can know of are more than piles of proteins synthesized and stored in brain. bunch of chemical and physical causality twisted in many levels and maintains selection for it is beneficial for all levels of substance. You are attributing fear to events because your neural processes fire differently at that time causing a protein synthesis. Your fear may become extinct through different processes which will eventually result in a better image of your self. What we refer to as substances, attritutes and modes are different mental representations through our very own subjectivism and led by the same course of nature however categorized under different paradigms in every sense. Commensurability is essential for an integration of all our knowledge on all courses of nature.
But are we sure that those processes are nomological and deterministic. Our consciousness floats in time in its own movement where we look at and see "evolution". It has taken millions of years for human understanding to come to realize the significance of time over substance in all levels.
Let's see where consciousness leads us?
Or can we lead it?
nothing we can talk of can reach beyond the boundaries of our images. But exactly are the process of those images which act in and even change the physical environment?
There we need the help of Spinoza to help us assume that nothing we can know of are more than piles of proteins synthesized and stored in brain. bunch of chemical and physical causality twisted in many levels and maintains selection for it is beneficial for all levels of substance. You are attributing fear to events because your neural processes fire differently at that time causing a protein synthesis. Your fear may become extinct through different processes which will eventually result in a better image of your self. What we refer to as substances, attritutes and modes are different mental representations through our very own subjectivism and led by the same course of nature however categorized under different paradigms in every sense. Commensurability is essential for an integration of all our knowledge on all courses of nature.
But are we sure that those processes are nomological and deterministic. Our consciousness floats in time in its own movement where we look at and see "evolution". It has taken millions of years for human understanding to come to realize the significance of time over substance in all levels.
Let's see where consciousness leads us?
Or can we lead it?
24 Ekim 2009 Cumartesi
LİMİTS
CONSCIOUSNESS IS A VESTIGIAL ADAPTATION...MAYBE NOT AS A WHOLE BUT WHO SAID CONSCIOUSNESS WAS A WHOLE ANYWAY? AT LEAST SOME ASPECTS TO IT ARE VESTIGIAL FOR SURE SINCE WE HAVE RUINED THE HELL OUT OF OUR PRIMAL SOURCES OF LIFE IN OUR ECOLOGICAL NICHES. CONSCIOUSNESS IS A VESTIGIAL ADAPTATION WHICH WILL EITHER LEAD ITS WAY THROUGH EXTINCTION OR A SOLUTION..THIS IS NOT A TELEOLOGICAL STATEMENT, IT IS PURE NON-DETERMINISM ON THE EXACT OPPOSITE.
BUT THE BASIC PROBLEMATIC ABOUT CONSCIOUSNESS IS ITS CAUSALITY WITH PHYSICAL EVENTS SINCE CAUSALITY IMPLIES DETERMINISM AND NOMOLOGY. HOWEVER SOME FUNCTIONS OF MIND SUCH AS CHOICE IS ANOMAL.
MAYBE CONSCIUSNESS IS JUST A POSSIBLE PARADOX SCIENCE TELLS US THAT EVERYTHING IS POSSIBLE AND UNUSUAL. PARADOXES EXIST IN NATURE, RIGHT? OR ARE THEY ONLY CONCEPTUAL AND IMAGINARY? OR THAT THEY LEAD US TO DOORS THAT LANGAUGE AND DISCOURSE IS THE PANDORA BOX OF ALL THE INCONSISTENCY GOING ON AROUND HERE?
THE ASSUMPTED SOLUTION TO THE QUESTION IS A MENTAL PROCESS AIMED AT "EXPLAINING" ITSELF. BY THE WAY CONSCIOUSNESS REALLY SUCKS IN GRASPING THE REALITY OF NATURE AS DISPUTED BY MANY INTELLIGENT PEOPLE. SO WHY ARE WE ANTICIPATING OUR MINDS AT THIS GIVEN TIME TO FIGURE OUT THIS PARADOX WHICH IS ABOUT ITSELF? WE WOULDN'T HAVE THE PROBLEM IN THE FIRST PLACE IF OUR MINDS HAD THE CAPACITY TO SOLVE IT.
BUT AS I HAVE TOLD BEFORE CONSCIOUSNESS FLOATS IN TİME. AND WE DON'T KNOW WHAT OTHER TIMES WILL BRING.
BUT THE BASIC PROBLEMATIC ABOUT CONSCIOUSNESS IS ITS CAUSALITY WITH PHYSICAL EVENTS SINCE CAUSALITY IMPLIES DETERMINISM AND NOMOLOGY. HOWEVER SOME FUNCTIONS OF MIND SUCH AS CHOICE IS ANOMAL.
MAYBE CONSCIUSNESS IS JUST A POSSIBLE PARADOX SCIENCE TELLS US THAT EVERYTHING IS POSSIBLE AND UNUSUAL. PARADOXES EXIST IN NATURE, RIGHT? OR ARE THEY ONLY CONCEPTUAL AND IMAGINARY? OR THAT THEY LEAD US TO DOORS THAT LANGAUGE AND DISCOURSE IS THE PANDORA BOX OF ALL THE INCONSISTENCY GOING ON AROUND HERE?
THE ASSUMPTED SOLUTION TO THE QUESTION IS A MENTAL PROCESS AIMED AT "EXPLAINING" ITSELF. BY THE WAY CONSCIOUSNESS REALLY SUCKS IN GRASPING THE REALITY OF NATURE AS DISPUTED BY MANY INTELLIGENT PEOPLE. SO WHY ARE WE ANTICIPATING OUR MINDS AT THIS GIVEN TIME TO FIGURE OUT THIS PARADOX WHICH IS ABOUT ITSELF? WE WOULDN'T HAVE THE PROBLEM IN THE FIRST PLACE IF OUR MINDS HAD THE CAPACITY TO SOLVE IT.
BUT AS I HAVE TOLD BEFORE CONSCIOUSNESS FLOATS IN TİME. AND WE DON'T KNOW WHAT OTHER TIMES WILL BRING.
23 Ekim 2009 Cuma
resistance is everywhere, everyday
yapılar çöktü...sistemler tek darbeyle yıkalacak yapılar değil.r..baskıyı ve sömürüyü(esas olan sömürü mü baskı mı-ya da iktidar?) tüm akıldışılığıyla kendini her yerde kuruyor. kök salan, dallanıp bu birşeyi tek bir balta darbesinde nasıl yere indirebilirsin ki?
biz de ağlar halinde örgütlenirsek, hem de bu sefer sadece sömürüldüğü sözleşmelerle ortaya konanları değil, tüm ezilenleri yanımıza alırsak, , militan bir hayat kurgusuna transfer olmak zorunda kalmadan ama bazen sokağa çıkmaktan da yerinmeden, sokağa çıkamayanı yanımızdan itmeden, bizle aynı kitapları okumayanı buna mecbur etmeden olduğumuz her yerde her alanda baskıya ve sömürüye karşı elimizdeki tüm araçlarla direnirsek belki bir yerinden çökertir, belki soyumuzun devamına daha elverişli bir dünya kurabiliriz.
,
22 Ekim 2009 Perşembe
poincaire'den
"The scientist does not study nature because it is useful; he studies it because he delights in it, and he delights in it because it is beautiful. If nature were not beautiful, it would not be worth knowing, and if nature were not worth knowing, life would not be worth living. Of course I do not here speak of that beauty that strikes the senses, the beauty of qualities and appearances; not that I undervalue such beauty, far from it, but it has nothing to do with science; I mean that profounder beauty which comes from the harmonious order of the parts, and which a pure intelligence can grasp."
20 Ekim 2009 Salı
save yourself, don't leave the house
bu ülkenin 90'lı yıllarında, bir pik olarak 95-96'da unutulmuş, bastırılmış, köşeye sıkıştırılmış birşeyler ortalığa saçıldı, üniversitelerden ve emekçi mahallelerinden sesler yükseltenlerin şanslı olmayı başaranları tarihin en çabuk yaşlanan devrimcileri olarak kübiklerde ve alışveriş merkezlerinde geçen yeni hayatlarını kurmakta zorlanmadılar..bu şarkı hepsine gelsin...faşizme karşı direnişin ağlak bir romantizmden başka birşey katmadığı, yeni bir dünya düşüncesinin ise zaten yenilmeye mahküm bir ütopya olduğunun ötesinde bir politik öngörü kazanamamış herkese...
keşke eski solcuların reklamcı olmasının kaçınılmaz, kapitalizmin yenilmez olduğuna o kadar kolay ikna olmasaydınız...keşke kapıldığınız o dalgada yüzmeyi de biraz olsun öğrenebilseydiniz...keşke türkçe yazılmış en ironik küçük burjuvazi eleştirisini deftere geçireceğinize biraz aynasına baksaydınız...konformizmin politik bir tercih olduğunu anlasaydınız...
o zaman şimdi facebookta direnişleri selamlayıp, sanal sözlüklerde muhalifliği kimseye bırakmayıp, sonra batasıca şirketlerinizi kalkındırmak için toplantıdan toplantıya koşmakta zorlanırdınız belki...kürt çocukların kaderine gözyaşları dizip kendi veletlerinizin sınıfsal donanımı eksik kalmasın diye zamanınızın çoğunu alışverişe harcarken bi durup "napıyorum ben" derdiniz...ama tiksinmeden kurduğunuz küçücük düzenleriniz, evleriniz, plasmalarınız, ikea turlarınız, bebek bakıcılarınız, modern çağın gerekleri diye gerekçelendirdiğiniz meta fetişizminiz, gerekçelendirme gereği bile duymadığınız korkaklığınız sizi bu gidişattaki gerçek yerinize koyarken vicdanınız ve bilinciniz facebookta iki tıklama ile susuyorsa belki sizin tarafınız zaten orasıydı.
PASS IT ALONG/CHUMBAWAMBA
send this song to twenty people
add your name, don't break the cycle
pass it along by word of mouse
save the world, don't leave the house
because a virtual office in a virtual home
means you'll never have to drive through the wrong part of town
pass it along by word of mouse
save the world, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
where do you want to go today?
somewhere you could never take me
pass it along, pass it along
so here's your final resting place
your heaven is protected by security gates
shut out the world, it's getting worse
save yourself, don't leave the house
because a happy future is a thing of the past
and there's always another repeat (repeat)
shut out the world, it's getting worse
save yourself, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
where do you want to go today?
somewhere you could never take me
brave new world population one
just pass it along...
pass it along by word of mouse
save the world, don't leave the house
because a virtual office in a virtual home
means you'll never have to drive through the wrong part of town
pass it along by word of mouse
save the world, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
where do you want to go today?
somewhere you could never take me
pass it along, pass it along
so here's your final resting place
your heaven is protected by security gates
shut out the world, it's getting worse
save yourself, don't leave the house
because a happy future is a thing of the past
and there's always another repeat (repeat)
shut out the world, it's getting worse
save yourself, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
pass it along, don't leave the house
where do you want to go today?
somewhere you could never take me
brave new world population one
just pass it along...
19 Ekim 2009 Pazartesi
o çocuklar
niye sürekli evlat ediniyorum rüyalarımda? çocukları da pek sevmem üstelik, kediler bin kat iyidir.
bu sefer de mermileri gazetecilere gösterip "bunlar bizim kalemimiz olmuş" diyen kızı evlat edinmişim. salonda oturuyorum o da oynuyor, "sürekli politik demeçler vermek zorunda değilsin, kaç yaşındasın daha?" diyorum ve açıkçası öğretilmiş laflarla konuşmaya bu kadar hazır olmasını çocuk cinsinin iticiliklerinden biri sayarak biraz da kızıyorum.
bu rüyayı gördüğüm bi de utanmadan yazdığım için tüm kürt çocuklarından özür dilerim. ceylan için yapılan eylemde o sloganı attıktan sonra pişman oldum sanırım biraz ondan. hem o yazı da kafamı karıştırdı biraz...çocuklar ne özne ne nesne olsun, kendi deliliklerinde koştursunlar, saçmalasınlar isterim...
çocukluk baki değildir...varolma hakkı tanımadığınızda van gölüne gitmek için evden kaçar.
27 Eylül 2009 Pazar
empathy?
empathy is an illusion...the concept of empathy is based on the assumption that one can possibly simulate a function of a large neural network of an other's unique imprints with his/her own unique biochemical internal environment..
so maybe it is an illusion that also plays a significant role in civilization which makes it a subtle issue and reveals another part of civilization based upon illusions rather truth.
14 Eylül 2009 Pazartesi
the answer precedes the question
demiş ram dass. aşağıdaki alıntı ise foucault'ya ait
"I don't feel that it is necessary to know exactly what I am. The main interest in life and work is to become someone else that you were not in the beginning . If you knew when you began a book what you would say at the end, do you think that you would have the courage to write it? What is true for writing and for a love relationship is true also for life. The game is worthwhile insofar as we don't know what will be the end. My field is the history of thought. Man is a thinking being."
alpert subjektif görünümlü genellemesini, foucault genelleme görünümlü subjektif gerekçelendirmesini yaparken kübiğinden seslenen J olaya şöyle bir pratik çözüm getirdi
"if the main interest is to become someone elseshould you know exactly what you are
shouldn't you?
so that you don't end up the same"
3 Eylül 2009 Perşembe
essence of life
en kötü kokan şey? kardeşimle de tartışmıştık, evet...çürümüş patates. bilmemneis bilmemneosis dedi mikrobiyolog olan ece...kangren bakterileriymiş...çürükçül bakterileri mi?...hayır tam değil.
iğde ağacına tırmanıp tüm ceplerini iğde doldurur, bir dağ başında bir dereden su içer gibi insan etine saldırıyorlar...bizim neyi estetik veya hoş kokulu bulduğumuz umurlarında bile değil.
babamın ve annemin sömürülerek veya başkalarını sömürerek kazandığı para cebimdeyse
en az iki günde bir markete gidiyorum. başkalarının öldürdüğü başka canlıları o parayla satın alıyorum. eve gelip günden güne tükenen suda yıkıyorum...bazen de aynı parayla çevremdeki yaşamın birazını yoketmek için başka birilerinin labaratuarda ürettiği bileşikleri alıyorum...
ama zaten biz hepimiz böyle yapıyoruz ve bunu hepimiz yapıyor olduğumuz için ne yaptığımızı fark etmiyoruz..kangren bakterilerinden daha pisiz.
iğde ağacına tırmanıp tüm ceplerini iğde doldurur, bir dağ başında bir dereden su içer gibi insan etine saldırıyorlar...bizim neyi estetik veya hoş kokulu bulduğumuz umurlarında bile değil.
babamın ve annemin sömürülerek veya başkalarını sömürerek kazandığı para cebimdeyse
en az iki günde bir markete gidiyorum. başkalarının öldürdüğü başka canlıları o parayla satın alıyorum. eve gelip günden güne tükenen suda yıkıyorum...bazen de aynı parayla çevremdeki yaşamın birazını yoketmek için başka birilerinin labaratuarda ürettiği bileşikleri alıyorum...
ama zaten biz hepimiz böyle yapıyoruz ve bunu hepimiz yapıyor olduğumuz için ne yaptığımızı fark etmiyoruz..kangren bakterilerinden daha pisiz.
27 Ağustos 2009 Perşembe
oliver sacks
"Neuropsychology, like classical neurology, aims to be entirely objective, and its great power, its advances, come from just this. But a living creature, and especially a human being is first and last . . . a subject, not an object. It is precisely the subject, the living `I,' which is excluded from neurology" (Sacks 1984, 164)
1 Ağustos 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)